2 Eylül 2007 Pazar

Babacım ...


24-31 Ağustos tarihleri arasında Bodrum'a Ertan Dedemize gittik. Hayatındaki en güzel 3 tatili say deseler, iki tane hatırlamadan bu tatildi derim. Peki neydi bu tatili benim için bu kadar özel kılan, tabiki Batu.

Tatil öncesi "Baba" kelimesi tatil ile beraber "BABACIM"'a dönüştü ve hatta Batu'nun "cım" kısmını uzatarak söylemesi ise kolay anlatılamayacak, apayrı bir duygu.

Birazda tatilden bahsedeyim;

Ertan Dedemiz (amcam) ve Gülveren Yengemizin Bodrum Akyarlar Karaincirli'de bir yazlıkları var. Batu öncesi de amcamlara sık sık giderdik, fakat Batu'nun doğumu sonrası rahatsızlık vermemek için gitmemiştik, ama Batu'nun yeterince büyüdüğüne karar verip, tekrar o güzel deniz ve manzaradan yararlanmak için Ertan Dedeye gittik.

Ertan Dedeye önce dedelik pek alışıldık gelmedi, daha gençken "Dede" kelimesi biraz acımasız olabiliyor ama Batu orada da "cim" eki ile dedenin kalbine hemen girebildi.

Denize girmemiz kolay, ilk sefer kollukları takmamız ise zor oldu. Batu'nun çevredeki çocukların da kolluk taktıklarını görmesi ve denize girebilmek için ilk şart olduğunu öğrenmesi bize daha sonraski seferlerde denize girmek için kendi kolluklarını ve simitini taşıma yardımına bile dönüştü

"Babacım, denize, gidelim", "Babacım, kum, oynayalım", "Babacım, şapkanı, tak", "Babacım, jeton, al" Bunların hepsi benim küçük arkadaşımın, direk olarak kalbe giden mesajları. Tatil boyunca Celal dışında denizde oynayacak bir arkadaş bulamadık, Celal'in de sadece sabahları denize gitmesi sonucu Batu ile beraber denizde dudaklarımız morarana, kıyıda mayolarımız kumla dolana kadar oyun oynadık.

Babacım'da bu arada çıktı, belki yağcılık diye düşünebilirsiniz ama kesinlikle değil. Bu sadece Batu'nun arkadaşına seslenmesi ve gerçekten doğal, tabi arada özellikle söyletmelerimde oldu, ama bunlarda sırf kayıtlarda bulunsun diye idi :)






















































































































































































































































































































































18 Ağustos 2007 Cumartesi

Büyükada



Hafta içi izin kullanmak gerçekten çok farklı oluyormuş.
Geçtiğimiz Salı bir günlüğüne izin aldım ve hem mevsim, hem de yakınlık için en uygun yer olacağını düşündüğümüz Büyükada'ya gittik.

Adalar vapuruna tam zamanında yetiştik Bostancı İskelesinde. Mis gibi deniz havasını içimize çekerek Batu'yla gemileri seyrettik. Ada'da vapurdan iner inmez ilk işimiz Bahar Pastanesine gitmek oldu. Doğrusu çok iyi bir seçimde değilmiş, Arnavutköy'deki ile hiç bir şekilde kıyaslanamaz. Kahvaltımızı orada yaptıktan sonra bisikletlerimizi kiralayıp Ada turuna başladık. En kral yeri Batu'ya ayırdık. Benim bisikletin arkasında özel emniyet kemerli bir koltukta oturdu.

Kan ter içinde Lunapark'ın oraya kadar gidebildik, tabi yolda verdiğimiz molaları, nefessiz kalışlarımızı pek saymıyorum. Lunapark'ın yanındaki çocuk parkında Batu'nun biraz eğlenmesi sonrasında deniz manzaralı güzel bir yerde oturmak için Büyük tur yolundaki bir otel'in bahçesini seçtik.

Hafta içi çok sessiz olan ortamda hamaklar, deniz manzarası, sessizlik ile birlikte güzel bir dinlendik. Hatta Batu annesinin kucağında hamakta uyudu bile. Uzun süre bu huzurlu ortamı içimize işledikten sonra çok istemeden de olsa ayrıldık Club Mavi'den.

Dönüş yolumuzda Bisikletçi Selami'den aldığımız tüyo ile pedal çevirmeden taa iskele'ye kadar geldik. Ama dönmeden bir de Büyükada dondurması yemeden gelemezdik. Prinkipo'dan yedik dondurmamızı, isim merakımızı çekti, meğer Yunanca Büyük anlamına geliyormuş, adanın eski ismi yani.

Dönüş vapurunda Batu uyur diye düşünüyorduk ama tabi pedal çeviren o değil biz olduğumuzdan bizim pillerimiz tükenmişti, o ise koltukların arasında koşup durdu, ve hatta vapurdan inmek bile istemedi.

7 Ağustos 2007 Salı

Muhasebe

İşte bu da benim doğumgünüm;
Batu'nun babası da 35 yaşını doldurdu.

3 Ağustos 1972'de doğdu,


10 Haziran 1983'te İlkokulu bitirdi


8 Ağustos 1990'da Lise'yi bitirdi,


27 Temmuz 1994'te Mühendis oldu,


3 Aralık 1994'te İlk işine girdi,


31 Temmuz 1997'de Askerliği bitirdi,


01 Haziran 1998'de İlk arabasını aldı,


16 Temmuz 1999'da Evlendi,


4 Haziran 2005'de Baba oldu ..


Çok şey istiyorum ama inşallah bu listeye dede oldu yazmakta kısmet olur.

Makinistler

Geçtiğimiz hafta cumartesi minik Mete ile buluştuk. Tabi Mete yalnız gelmemiş, Sema ve Ömür'ü de tutmuş getirmiş :)
O günümüz Hidiv Kasrı'nda başladı. Öce Hidiv Kasrı'nın parkında bulunan kaydırak, salıncak ve tahtıravalli'yi ezberleyene dek kaldık. Hatta hem Batu hem de Mete benim palamut'lardan yaptığım düdüklere şaşırdılar, sonra tabi Batu'da bu çıkan sese son vermek için imha görevine girişti. Oyun parkı ardından biraz da bahçe'de gezindik. Öğle saatlerine denk gelmesi nedeni ile yürüyüşü kısa tutup önce evlere ayrıldık.
Öğle uykuları sonrasında da Carrefour Ümraniye'de kaldığımız yerden devam ettik. Tabi kaldığımız yer en başından belliydi; Tren. Bu sefer Batu yanına bir makinist daha bulmuştu. Hatta bu makinist daha 15 aylıkken jeton atma işini çözmüştü bile.

Keşişler Dağı


Galiba gene ipin ucunu kaçırdım. İşlerdeki yoğunluk yüzünden evde dinlenmek dışında zaman ayıramayınca yazıları ve anıları da geciktirdim.
28-29 Temmuz'da Bülent'lerle beraber Uludağ Ağaoğlu MyResort'taydık.
27 Temmuz gecesi otobüsle yola çıktık; Biz, Bülent, Levend ve Şenol Teyze (Batu için Yinol teyze).
Cumartesi günü Batu ve bayanları bırakarak gittiğimiz trekking dışında çok dinlendirici ve temiz hava depoladığımız bir tur oldu. Trekking ise tahminimizden daha yorucuydu ama en son tepeden Bursa manzarası, ardından yeni teleferiklerle de zirve yürüyüşün hakkını verdi.
Cumartesi günü kahvaltı sonrasında hiç kar olmayan, buz yüzünden yürümekte bile zorluk çektiğimiz anayolda yürüdük, sonrasında da Kervansaray önündeki telesiyejlere yürüdük. Bir süre yukarı doğru tırmamanın ardından kendimizi tavşan kanı bir çayla ödüllendirdik.
Pazar sabah ise kahvaltı sonrası gezinmek yerine brunch'ın yapıldığı açık alanda dinlendik. Hem hava, hem doğa, hem de yemeklerin lezzeti bizi kendimize getirdi.
Uzun sözün kısası, Uludağ, yazın bir başka güzel oluyor.

22 Temmuz 2007 Pazar

Geçmiş ve Gelecek

Dün organik pazar alışverişimiz sonrası Tepe Nautilus'a gittik. Yapacaklarımız ise daha önceden planlanmıştı; Mehtap saçlarını yaptıracak, Batu'ya bir ayakkabı alınacak, Marks & Spencer indirimi kontrol edilecek.

Mehtap'ı kuaför'e bıraktıktan sonra Batu ile beraber önce bir süre ayakkabıcılarda alternatifleri gördükten sonra çocuk oyun alanına koştuk. Tabi nede olsa alışveriş merkezlerinin en eğlenceli alanları bu yerler. Helikopterin çıkardığı makineli tüfek sesi nedeni ile çok hoşlanmamış olsa da kırmızı otomobili ve de uçan bisikleti çok sevdi. Bisiklet Batu'ya göre çok büyüktü, yükselmesi için de ayakları ile pedalları çevirmesi gerekiyordu ama bu aşamada babası devreye girdi ve Batuyu gülmekten kırdı geçirdi.

Yavru Kartal Batu her ne kadar bol bol bisiklete binse de çocukların pedalları çevirebilme kabiliyetleri için genelde 2.5-3 yaşında olmaları gerekiyor. Ama pedal çevirememek illa arkadan iten birisi anlamına da gelmiyor, Taş Devri çizgi filmlerindeki gibi ayaklar bu konuda çok yararlı olabiliyor.
Alışveriş Merkezinde Batu ile karnımızı doyururken uzaktan Mehtap'a benzeyen birisi gözüktü. Batu bir süre afalladı, gözlerini ayıramadı, kim olduğunu biliyordu ama o da ufak bir şaşalama dönemi geçirdi. Mehtap saçlarını kısacık kestirmişti. Cuma akşamı elinde bir resim ile kısa saçın kendisine nasıl gideceğini düşünüyordu. Bana da sordu tabi ama benim rengim çok belliydi, Mehtap'la ilk tanıştığımızda da saçları kısacıktı. AKM önünde ilk gördüğüm zaman aklıma geliyor ve sonrasında Deep'te onun Cure "Killing an Arab" benim ise Onur Akın "Gaybana Geceler" dinlediğim gerçeği ve sonrasında nasıl Batu'ya kadar geçen yol :)

Batu'nun ayakkabısını da aldıktan sonra akşama hazırdık. Peki akşam ne vardı ? Mehtap'ın kardeşi Murat (yani Batu'nun dayısı) için kız istemeye gittik. Akşam sekiz gibi dede, anneanne, dayı, teyze, enişte ve kuzeni Nevra ile buluşup Pendik'te oturan dayımızın kız arkadaşının ailesine doğru yola çıktık. Yolu hiç bilmediğimiz için bayağı bir dolaştık, tabi yol boyunca Batu'da "Nevya", "Nevya" diye diğer arabada olan Nevra'yı hatırlatıyordu bize, bir an önce oyun oynayabilsinler diye. Uzun uğraşlar sonucu eve varmamız, ikramlar, sonrasında malumunuz "Allah'ın emri, Peygamberin kavli" ile geceyi sonlandırdık. Ama ilginç olan bu gece de Murat'tan çok Batu'nun terlemesiydi, Nevra'nın peşinde koşturmaktan ter içinde kaldı benim tatlı oğlum. Gecenin son fotoğrafında, dayımızda, bu günün mutluluğu, apaçık yüzünden okunuyordu. Acaba yıllar sonra Batu bizi kimlerle tanıştıracak ? İşte geleceğin şimdiden mutluluk veren yönlerini de bu düşünceler oluşturuyor ...

19 Temmuz 2007 Perşembe

Organik Pazar

20 yıl önce yedikleriniz ile şimdi yedikleriniz arasındaki farkı hatırlıyor musunuz ? Veya eskiden domatesi hangi aylarda aldığımızı, ne kadar salça yaptığımızı, turfanda kelimesinin anlamını ?
Bunları çoktandır unutmuşuz ve bu rahatlığı getiren ortamın yaratabileceği sorunları da hiç bilmiyoruz. Bize birşey olmaz anlayışı ülkemizi kavurmaya devam ediyor.
İşte bizde ancak bebek sahibi olurken bilinçlenmeye başladık. Neleri doğru yaptığımızı, nelerin hayatımızda yanlış olduğunu okuduk, araştırdık.
Bebeklerin kundaklanmasından tutunda, nasıl yatacağı, neler yiyip içebileceği, nelerden uzak durması gerektiği (TV, telefon gibi), ne gibi güvenlik önlemleri alınması gerektiği (prizlerin saklanması, çekmece kilitleri), 2 yaşa kadar emzirilmesi, 6 ay boyunca tam koruma altında hijyenine aşırı özen gösterilmesi gibi bir sürü madde sayabilirim.
Yediklerimiz ise bu konudaki yanlışların en büyüğü; kullanılan hormonlar, ilaçlar, mevsimine uyulmayan sebzeler en büyük sağlık sorunlarına yol açıyor. Bu konuda LÖSEV'in yapmış olduğu bilgilendirmelerden de şiddetle yararlanmanızı öneririm(http://www.losev.org.tr/).
Bizde Batu'nun beslenmesi için organik tarım ile üretilmiş gıdalara yöneldik. Bu konuda City Farm aradıklarınızı bulabilmek için en iyi seçenekti ta ki geçtiğimiz sene Şişli Belediyesinin yardımı ile cumartesi günleri Feriköy'de organik pazar kurulana dek. Tabi pazar deyince aklınıza koskocaman bir alan getirmeyin, daha çiftçimiz ve biz tüketiciler tam bilinçli olmadığımız için kısıtlı sayıda tezgah kuruluyor. Her gittiğinizde her meyve sebzeyi alamıyorsunuz, tıpkı eskisi gibi; domates geldiğinde bol bol alıp saklıyorsunuz, o mis gibi kokan çileklerin eski yediğiniz çileklerle aynı olduğunu görüyorsunuz, kurtlu elmaları kenara ayırmaya çalışırken daha önce yediğiniz elmalarda acaba ne kadar ilaç olduğunu düşünüyorsunuz.
İşte biz tüm bu soruları artık düşünmüyoruz, çünkü organik besleniyoruz.
Peki diyeceksiniz ki bu resim nedir ? 2 yaşında çocuğun elinde koskoca poşetler ne arıyor ? Batu'da pazarda boş durmak istemiyor, elinde taşıdıkları da maydanoz ve semizotu. Hatta bu fotoğraf öncesi başıma gelen ilginç olayı anlatayım. Annesinin patates seçmekte olduğunu göre aslan parçası elindeki poşeti bırakıp patatesleri kurcalamaya başladı. Tabi bende mütemadiyen yere bıraktığı poşeti aldım. Bir süre sonra işimizi bitirip tezgahtan ayrılırken Batu Mevlana gibi dönmeye başladı, az önce bıraktığı poşet yanında yoktu, nereden bilsin babasının poşetini alacağını :)
Sağlınız için lütfen doğru beslenin ..
Sağlıcakla kalın ...




Mumlar ve Trenler

Yandaki resme bakınca, hayırdır Batu kısa zamanda 2'den 3'e mi terfi etti, diye düşünüyor insan. Maalesef iş öyle değil, tüm çocuklar için pasta ve mum kendi doğumgünleri anlamına geliyor. Daha öncelerden doğumgünlerinde çocuklar arasında yaşanan "ben üfleyecem", "hayır sen değil ben" şeklinde çok tartışmaya şahit oldum. Her ne kadar hepsine mumları üfletseniz de maalesef sorunlar pek kolay çözülemiyor.
17 Temmuz ise kızkardeşimin (Jülide) doğumgünüydü. Batu'nun pastanın etrafında olması da ise sadece mumları üfleyebilmek için, ve başarılı da oldu. Jülide yerine bol bol mum üfledi ve hatta "İyiki doğdun Batu" diye tutulan tempo ile bol bol şımardı. Tabi karşısındaki yaşıt yerine Hala olunca bu kadar imtiyaz olması normal değil mi ?

Peki Batu'nun tişört'ündeki T nedir ? Bu sorunun cevabı için ya çizgi filmeleri iyi takip edeceksiniz veya trenlere bir ilginiz olacak, çünkü bu "T", "Thomas The Tank Engine" den geliyor. Trenler de uzun zamandır Batu'nun en çok sevdiği konuyu oluşturdu. "Tren bindi", "tren çiz", "tren yap" günlük Batu konuşmasında sıklıkla geçiyor. Thomas nedeniyle bir süre saat 6'da yayınlanan Thomas'ları DVD'ye bile kaydettik.
Peki tren hayatımızın nerelerinde ? Playdoh'dan tren yapıyoruz, kağıtlara tren çiziyoruz, Ikea'nın tahta tren setlerini birleştirip kocaman (eskiden gobaran derdi) tren yolu (ona da eskinde tiyen yoyu derdi) yapıyoruz. (Ve hatta tren yolu inşasında Mehtap beni bile geçmiş bulunuyor, dün akşam İstanbul Park yarış pisti büyüklüğüne yakın bir yol yapmıştı.)
Acaba diyorum, Batu'nun geleceğinde tren'lerle ilgili ne olacak ? Bir trende mi aşık olacak ? Yoksa bir trenle mi üniversite için bizi bırakacak ? Veya makinist mi olacak ?

14 Temmuz 2007 Cumartesi

Sultanahmet

Dünkü Hürriyet gazetesinde yayınlanan bir resim bugün gideceğimiz yeri belirledi; "SULTANAHMET".
Sarayburnu'ndan araba ile giremeyince Saray surlarını kenarından daha ilerleyip Four Seasons arkasında bir otoparka girdik.

Sonrasında Annemiz (Mehtap) ve Battip (Batu) ile yukarı Ayasofya'ya doğru çıkmaya başladık.

Otel'in önünden sağa doğru dönünce Ayasofya'nın önündeydik, az ilerleyip sola dönünce de Sultanahmet Cami ile Ayasofya arasındaki parkta. Havanın bu kadar güzel olabileceğini tahmin etmemiştim, ne çok sıcak, ne çok bulutlu. Aslan Battip'le orada fotoğraflar çekilirken pilimizin azizliğine uğradık, herhalde sarj edilmemişlerden aldık. Sightseeing Bus'ların önündeki büfe'ye 2 pil için 5 YTL istenildiğinde yabancı turist muamelesi gördüğümüzü anladık. Sultanahmet'e yürüdük, o serin avlusunda biraz oturduk. Caminin o büyük heybeti yanında yerlere bile bakarken, şimdilerde milimetrik mermerler kullanırken o zaman avlunun tabanına kalıp olarak serilmiş mermerlerin taşınmasını hayal ettik.

Caminin ön kapısı ise Tapu Kadastro'ya çıkıyor. Önünde Mısır'dan getirilmiş taşlar. Bunlarda ayrı bir ilginç; Roma'lılar niye Mısır'lırdan taşları alıp taşımışlar, şimdilerdeki turistik gittiğimiz yerlerden magnet alıp getirmek gibimiydi acaba zamanında ... Batu'nun güvercinleri kovalaması, biraz bankta dinlenme arkasından benim sabahtan beri çay içmediğim aklıma geldi ve ortak karar ile çay yerine yemek yemeğe karar verdik. Bir süre tramvay yolu üzerinde yerleri inceledikten sonra Sultanahmet Köftecisinde karar kıldık, çokda iyi yapmışız. Emin Çölaşan'ın köfteci hakkında yorumunun olduğu masada yedik yemeğimizi, ben yorumu okurkende aklıma gelecek haftaki seçim geldi, belkide aynı anda dışarıdan geçmekte olan parti araçlarından dolayı.

Sultanahmet köftede tek eksik çaydı. O eksiği kapatmak için ise uzun bir yol seçtik. Önce meydana, Yerebatan sarnıcı'nın yanından, halıcı ve çarıkçıların arasında Gülhane Parkı'na girdik.
Avrupa'da olsa burası çok farklı olurdu diye konuşurken parkın içinde hızla bir aracın geçmesine şahit olduk. Ve park gezintisi boyunca da vızır vızır ve de hızlı olarak belediye'ye ait araçları, çekicileri ve polis arabalarını gördük. Bir süre Batu çocuk parkında oynadı, kaydıraklardan kayarkende o kadar elektrik yükleniyorki tüm çocukların saçları yandaki hale geliyordu. Bir süre o yüce ağaçların arasında yürüdükten sonra sabah araba ile giremediğimiz kapıya geldik. Ve 50 metre yukarıda yeni hedefimiz duruyordu; Setüstü çay bahçesi. Ismarladığımız bir demlik çayı Batu ile beraber içerken hem İstanbul Boğazının o güzelliğini, hem gemileri, Batu için trenleri, Boğaz köprüsünü, Galata'yı, Üsküdar'ı, Gülhane'nin o yeşil ortamında mis gibi içimize sindirdik. İçimizi bu güzelliklerle doldurduktan ve demliğimizi bitirdikten sonra tekrar parkın içinden usul usul geri döndük.

Ayasofya'nın önünde acaba dondurma yesekmi diye düşünürken Batu'nun uyuduğunu görünce vazgeçip otoparka doğru yol aldık. Mehtap'ın bir fikriyle Sarayburnu'nda arabalı vapur kuyruğuna girdik. Ve bir dahada binmemek için söz verdi, çünkü sadece feribota binmek için 40 dakika bekledik. Ama beklemenin de bir avantajını kullandık, gişeden geçtikten sonra o güzel manzarayı birkaç kez daha fotoğrafladık ... Ben bugünü aslanımla beraber geçen güzel günler arasına ekliyorum ...