Hafta içi izin kullanmak gerçekten çok farklı oluyormuş.
Geçtiğimiz Salı bir günlüğüne izin aldım ve hem mevsim, hem de yakınlık için en uygun yer olacağını düşündüğümüz Büyükada'ya gittik.
Geçtiğimiz Salı bir günlüğüne izin aldım ve hem mevsim, hem de yakınlık için en uygun yer olacağını düşündüğümüz Büyükada'ya gittik.
Adalar vapuruna tam zamanında yetiştik Bostancı İskelesinde. Mis gibi deniz havasını içimize çekerek Batu'yla gemileri seyrettik. Ada'da vapurdan iner inmez ilk işimiz Bahar Pastanesine gitmek oldu. Doğrusu çok iyi bir seçimde değilmiş, Arnavutköy'deki ile hiç bir şekilde kıyaslanamaz. Kahvaltımızı orada yaptıktan sonra bisikletlerimizi kiralayıp Ada turuna başladık. En kral yeri Batu'ya ayırdık. Benim bisikletin arkasında özel emniyet kemerli bir koltukta oturdu.
Kan ter içinde Lunapark'ın oraya kadar gidebildik, tabi yolda verdiğimiz molaları, nefessiz kalışlarımızı pek saymıyorum. Lunapark'ın yanındaki çocuk parkında Batu'nun biraz eğlenmesi sonrasında deniz manzaralı güzel bir yerde oturmak için Büyük tur yolundaki bir otel'in bahçesini seçtik. 
Hafta içi çok sessiz olan ortamda hamaklar, deniz manzarası, sessizlik ile birlikte güzel bir dinlendik. Hatta Batu annesinin kucağında hamakta uyudu bile. Uzun süre bu huzurlu ortamı içimize işledikten sonra çok istemeden de olsa ayrıldık Club Mavi'den.
Dönüş yolumuzda Bisikletçi Selami'den aldığımız tüyo ile pedal çevirmeden taa iskele'ye kadar geldik. Ama dönmeden bir de Büyükada dondurması yemeden gelemezdik. Prinkipo'dan yedik dondurmamızı, isim merakımızı çekti, meğer Yunanca Büyük anlamına geliyormuş, adanın eski ismi yani.
Dönüş vapurunda Batu uyur diye düşünüyorduk ama tabi pedal çeviren o değil biz olduğumuzdan bizim pillerimiz tükenmişti, o ise koltukların arasında koşup durdu, ve hatta vapurdan inmek bile istemedi.